Çocukların ve Yetişkinlerin Karar Verme Becerisi, Aldığımız Kararların Bir Sesi Var mı?

Hayatımız boyunca beynimiz her gün milyonlarca karar almak durumunda kalır. Nasıl giyineceğimizden, çocuğumuzun gideceği okul, bir e-maile yanıt verip vermeyeceğimize kadar bütün eylem ve düşüncelerimizin temeli, aldığımız kararlardan oluşmaktadır.

Peki beynimiz, çatışmalar üzerine kurulu bir makine midir?

Kendimizi tanımak, verdiğimiz mücadelenin sonucunun her zaman aynı olacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin; spor salonuna gitmek için bazen daha fazla, bazen daha az hevesli olabiliriz. Sahip olduğumuz nöral parlamento daha sonradan pişman olacağımız bir karar içinde oy çokluğu sağlayabilir. 

Ama neden? 

Vücudumuzun bir saati diğerini tutmayan genel durumunu belirleyen pek çok değişkene bağlı olduğu içindir. Hayatımızda farklı ihtiyaçlar önem kazandıkça, kararlarımızdaki öncelik sıralamaları da değişmektedir. Duygularımız hayatımıza zenginlik katmaktan ibaret değildir. Günün sonunda, aldığımız kararların arkasındaki sır, duygularda yatmaktadır. Örneğin; size gelmiş bir paketi komşunuza teslim etmek istiyorsunuz fakat sizi bir köpek karşılıyor. Kapıyı açıp eve doğru mu ilerlersiniz? Burada vereceğiniz kararlar köpek saldırılarına ilişkin istatistikler değildir. Tamamen köpeğin tehditkâr duruşunun sizin bedeninizde pek çok fizyolojik tepkiye yol açması ile ilişkili olduğudur. Kalp atışınızın hızlanması, göz bebeklerinizin büyümesi tamamen bilinçdışı bir olaydır. Vücudumuzun bulunduğu koşul ve şartları bu noktada flu bir gazete manşeti gibidir. Her gün vücudumuzu bu şekilde okumaktayız. Kısacası fizyolojik sinyalleri çoğu durumda daha belli belirsiz olduğundan, genellikle biz onların farkında olmayız. Karar verme hayatımızda her şeyin temelini oluşturmaktadır. Ne yaptığımız, çevremizdeki dünyayı nasıl algıladığımız, çocuğumuzun gelecekle ilgili alacağı kararlara kadar pek çok şeyi belirlemektedir.  

Piaget’in bilişsel gelişim kuramı, çocukların dünya hakkında nasıl bilgi edindiklerine ilişkin değişmez aşamaların olduğunu vurgulamıştır. Piaget bu kuramını yaşlara ayırarak dönemsel olarak ele almıştır. 2-7 yaş arasındaki çocuklar yeni kazandıkları sembolik becerilerini kullanırlar. Çocuklar zamanla keşfettiği ve oluşturduğu yeni gerçeklere hemen uymak yerine, kendi kişiliğini ve yaşadıklarını benimserler. Çocuklar genel olarak benmerkezcidirler, her şeyi kendilerine mal ederler ve benimserler. Daha sonra başka bireylere ait düşünce ve gerçeklikleri fark eder ve mantıksal düşünmeye başlarlar. Çocuk davranışları ve düşünceleri bu iki yer arasında gidip gelir. Piaget, çocuk mantığının tamamen karmaşık bir alan olduğunu belirtmiştir. Çocuklar tam bir özgürlük içerisinde istedikleri gibi hareket ederler, yapı kurarlar, aritmetik veya okuma oyunları oynarlar. Çocuklar kendi istekleri doğrultusunda bu eylemleri gerçekleştirirken düşünce süreçlerini kullanmaktadırlar. Çocuklar akıl yürütüp karar verirken öncelikli olarak kendi düşüncelerinin bilincine varma güçlüğünü gösterirler daha sonra çocuk tanımlamalar oluşturur, mantık yürütür ve bir olguya ulaşmak için zorluklar yaşar (Piaget, 1959).

Sonuç olarak ebeveynler çocukları hakkında kararlar alırken duygusal düşünerek eyleme geçmektedirler. Her ebeveyn çocuğunun iyiliğini ister ve bunun için ciddi çaba ve enerji harcar. Ebeveynler çocuğunun yanlış yapmasına engel olurken bazen kendi sınırlarını unuturlar ve çocuğun yerine bir şeyleri yaparak çocuğun alanını işgal eder, gelişimine engel olur. Anne babaların mümkün olduğunca çocuklarına karar verme fırsatı sunmaları gerekmektedir. Karar verme mekanizması; olası sonuçları düşünme gibi çocuğun kendi duygularını kontrol etme gibi becerilerinde etkili olan üst beynin gelişmesine, daha iyi çalışmasına izin verir.

Beynimizin içinde, çatışmalara bağlı olarak kendimizle sürekli kavga edebiliriz, kendimizi de kandırabiliriz. Konuşanların hepsi biziz, farklı parçaların söz aldığı biziz.

Vagon açmazı olarak bilinen bir düşünceden bahsedeceğim…

Bir tren vagonu, kontrolden çıkmış halde ilerliyor. Biraz ilerde dört işçi var ve vagonun çarpması ile hepsinin öleceğini biliyorsunuz. Sonra fark ediyorsunuz ki yakınlarda, vagonu bir başka raya yönlendirebilecek bir kol var. Durun bir dakika! O rayın üzerinde de bir kişi var. Kolu çekersiniz bir kişi ölecek, çekmezseniz dört kişi hayatını kaybedecek. Kolu çeker misiniz? 

Şimdi de biraz farklı ikinci bir olayı ele alalım: Bu hikâyede aynı koşullarda başlıyor. Bir vagon kontrolden çıkıyor ve raylarda hızlıca ilerliyor, ilerideki dört işçi muhtemelen ölecek. Fakat bu sefer rayları yukarıdan gören bir su deposu ve uzaklara dalmış iriyarı bir adam var. Adamı iterseniz, doğrudan rayın üzerine düşecek ve ağrılığı ile vagonu durduracak.. 

İki olayda da, bir yaşamı dört yaşam için feda etme tercihiniz var. 

Birinci hikâyede, matematik sorularını çözmede devreye giren beyin bölgelerini etkinleştirir. Diğer hikâyede ise duygularla ilgili beyin bölgesi etkindir. Bu nedenle ebeveynler çocukları hakkında karar verirken, çocukların yanlış karar vermemesi için kendileri karar vermeye başlar. Ebeveynler bu kararları alırken beyinin duygusal bölgesinin daha aktif olduğu düşünülebilir. Yale Üniversitesinde bebekler üzerine yapılan bir araştırmada, yürümeyi ve konuşmayı henüz bilmeyen bebeklerin, başkaları hakkında yargıda bulunmak için gerekli araçlara sahip olduklarını bulgularına ulaşılmıştır. Genellikle, yılların tecrübesi deneyimleriyle öğrendiğimiz bir olgu güvenilirliğinin olduğu varsayılmaktadır. Aslında bebeklik döneminde bile, dünyaya geldiğimizde yolumuzu bulacak donanımlara, antenlere sahip oluyoruz. 

Bunun sonucunda, bebeklik ya da yetişkinlik dönemlerimizde, yüzlerce saati, dakikayı rafların önünde, nöral ağların seçeneklerinden biri üzerinde karar vermek ile geçiririz. Farkında olmasak da, beynimiz bu akıl almaz karmaşıklık içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olmaktadır. Beyin, kimin güvenilir olup olmadığını algılamaya yarayacak içgüdülere doğuştan sahiptir. Bebek ya da yetişkin fark etmez, beynimiz, bizden önce düşünür, algılar. Ebeveynler olarak çocukların karar verme becerisini geliştirmek ve desteklemek gerekmektedir. Literatürde yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan, bu sürecin eğitimle destekleneceği yönündedir.  

Cihan Taş

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx